Demir leblebiler

Tufan DOLAŞAN
Serdar BURSALI
s.vurus@haberbursa.net
Tüm Yazıları

Çocukluğumuzda kadife perdeler vardı yere kadar uzanan. Kalın ve bir o kadar da yumuşak. 70’lerde ve 80’lerde evlenen kızların evinde mutlaka tül perdenin evin içine bakan kısmına takılırdı. O dönemde oldukça modaydı. Bizim gibi 70’lerde ya da 80’lerde çocuk olanların da bildiği iki çeşit perde vardı. Tül ve kadife.

Fakat Demir Perde tabirini işittiğimiz zaman resmen afallamıştık, bütün ezberimiz bozulmuştu. Demir Perde de neyin nesiydi? Anlamını sorduğumuzda büyüklerimizden aldığımız siyasi cevaplar açıkçası bizlerin pek de ilgisini çekmemişti. Bizler çocuktuk, siyaset bizi ilgilendirmiyordu. Bizim aklımız fikrimiz toptu. Okuldan geldikten sonra akşama babamızdan sopa yemek pahasına kan ter içinde kalarak o güzelim ayakkabılarımızı berbat etmenin yegâne yöntemi futbol oynamaktı. Babadan ya da anneden zılgıtı yedikten sonra odamıza giderken aklımızda kalan ebeveynlerimizin nasihatleri değil rakibe attığımız goldü. Babalarımız siyasi olarak perdenin arkasını merak ediyor olabilirdi. Biz de kayıtsız kalamadık. Ama siyasi olarak değil. Bizim sevdamız futboldu. Siyasi olarak kendini demirden bir perde ile dünyadan soyutlayan ülkelerin kalıpları dışına çıkmak için, adeta oltaya takılan bir balığın çırpınması gibi çırpınan futbol takımlarını takip edebilirdik.

Tabi 70’lerde ve 80’lerde ne televizyon bu kadar fonksiyoneldi ne de internet vardı. TRT 2’nin bile 1987 de açıldığını düşünürsek takip etmek bu günkü kadar kolay değildi. Sadece haftalık ya da aylık çıkan spor dergilerinden takip edebiliyorduk. Tabi bir de Almanya’da yaşayan kuzenler istihbarat servisinin elemanı vazifesi görüyordu. Bilgiye ulaşmanın sıkıntılı olduğu o günlerde yine de vazgeçmiyorduk. Hepimiz bu adeta demir leblebi olan bu takımların gerek yerel liglerinde gerekse Avrupa kupalarında estirdikleri fırtınalardan bir şekilde haberdar oluyorduk. Hemen hemen hepimiz o yıllarda Milan’ı, Liverpool’u, Real’i ya da Barça’yı tutuyorduk ama bu haddini bilmeden onlara kafa tutan bu takımları hayranlıkla takip ediyorduk. Belki de bu yüzden akşamları perdeyi aralarken babalarımız ya da dedelerimiz kadar ürkek davranmıyorduk. İşte o dönemlerde bizim hayranlığımız kazanan Demir Perde’nin Demir Leblebilerinden bazıları:

Dinamo Kiev
Demir perde takımı deyince akla gelen ilk takımdır. SSCB’nin hem ulusal hem de uluslararası alanda en başarılı takımıdır. Takımın maçlarını oynadığı stada adını veren Valery LEBANOVSKY Kiev ekibini gerçek bir dinamoya dönüştürür. Kuruluşu 1927 olmasına rağmen asıl fırtınayı 1970’lerde ve 1980’lerde estirmiştir ki bu süreçte BJK da onlarla eşleşme şanssızlığına sahip olmuştur. O yıllarda SSCB milli takımının hocası da oyuncusu da Dinamo Kiev’den oluşturuluyordu. 1975’de hem Kupa Galipleri Kupasını hem de Süper Kupayı alan Kiev ekibi 1986 da bir kez daha Kupa Galipleri Kupasını müzesine götürüyordu. SSCB yıkılana kadar 13 kez SSCB ligi şampiyonluğu kazanmıştı. 80’li yıllarda oynadıkları futboldan ötürü 2000’li yılların takımı deniyordu.

Kızılyıdız
Kızılyıdız 1945’de savaş sonrası Belgrad’ta kurulmuştur. D.Kiev’den sonra en çok tanınan demir perde takımıdır. Altyapısında Savicevic, Jugovic, Mihajlovic, Stankovic, Stojkovic gibi yıldızlar yetişmiştir. 1956-57 de Şampiyon Kulüpler kupasında yarı final, bir yıl sonra da çeyrek final oynama başarısını göstermiştir. Asıl ayak sesleri ise 70 li yılların sonuna doğru duyulmaya başlanmış ve 79 da UEFA kupasında finale kalmışlardır. Finale kadar Dinamo Berlin, Sporting Gijon, Arsenal, WBA ve Hertha Berlin’i eledikten sonra finalde Monchengladbach’a yenilerek ilk tarihi zaferlerinin alamamış oldular. 80’lerde Şampiyon Kulüpler kupasında 3 kez yarı final, 1 kez de çeyrek final oynadılar. O yıllarda Kızılyıdız fırtınası Avrupa futbolunda her ülkeyi kasıp kavuruyordu. Nihayet bekledikleri an 1991 yılında geldi. Şampiyon Kulüpler Kupasında sırasıyla Grasshopper, Rangers, D. Dresden ve Bayern’i eleyen Kızılyıdız. Avrupa’nın en büyük kupasına bu kadar yaklaşmışken bırakmak istemiyordu. Finalde Marsilya’yı penaltılarla 5-3 yenerek Avrupa’nın en büyüğü oldu. Süper Kupayı 1-0 lık mağlubiyet ile ManU’ya kaptırdı ama Tokyo’da yapılan Kıtalararası Şampiyonasında finalde Colo-colo’yu yenerek kupanın sahibi oldu. İç savaş yüzünden 1995’e kadar Avrupa kupalarına katılamayan Kızılyıldız kadrosunda ki Sırp, Boşnak, Hırvat yıldızları elden çıkarmak zorunda kaldı ve eski günlerini mumla arar oldu.

Slovan Bratislava
İddia ortaya çıkana kadar yeni neslin adını pek de bilmediği bir takımdır Slovan Bratislava. Ancak 60’lı yıllarda hem SSCB ligini hem de Avrupa’yı sallayan bir takımdı Slovan. Bir Demir Perde Ülkesi’nin takımı olmayı oyun felsefesine de yansıtan savunmasına adeta bir başka demirden perde kuran Bratislava zor atan ama bir o kadar da zor yiyen bir ekipti. Az gol yemesi onlara 68-69 sezonunda Kupa Galipleri Kupası kazandırmıştı. Elemelerde Porto, Torino, Dumferline gibi güçlü ekipleri elemiş finalde ise büyük bir sürprize imza atarak Barcelona’yı yenerek kupayı müzesine götürmüştü.

Dynamo Tiflis
Dynamo Tiflis, SSCB topraklarında, Dynamo Kiev’den sonra futbolda Moskova takımlarının egemenliğini bitiren ikinci takımdır. 1981 de Carl Zeiss Jena’yı Kupa Galipleri Kupası finalinde 2-1 mağlup ederek uluslar arası alanda SSCB’ye kupa kazandıran Kiev’den sonra ikinci takım olmuştur. Bu finalin bir özelliği de final yolunda herkesin favorisi olan Roma, Valencia, Feyenord, Benfica gibi ekipleri bir bir saf dışı bırakarak Tiflis’in adını yazdırması ve finalde yine başka bir demir perde ülkesi takımı ile karşıya gelmesiydi.

Bunlar sadece o dönemlerde adından söz ettirmeyi başarmış takımlardan dört tanesi. Bunların yanında Lokomotif Leipzeig, FC Magdeburg, Dynamo Dresden gibi daha nice takımlar var. Onlar belli kalıplar içinde, belli sınırlar dâhilinde yeşil zeminde dünyaya değil, kendi ülkelerinin siyasi yönetimlerine baş kaldırıyorlardı aslında. Onların isyanı politika ile insanları sömüren demir perdelerin arkasına hapsetmeye çalışan politikacılara idi.

Yorumlar

yorum

Copyrights © 2009 - 2014 Haberbursa.net

Scroll to top